Reenkarnasyon ve İnsan 

İnsanın doğumu ile başlayan ön yargıları o’nu öyle sarar ki bir türlü kurtulamaz.Kendini beden zannetme üzerine olan bu bağı koparmak imkânsıza yakın bir zordur. Etrafında cereyan eden tüm olayları buna göre değerlendirir.Ve bir süre sonra konu inanç kavramına gelir.

İşte bu noktadan sonra dünya üzerinde yaklaşık olarak 1 milyar kişi tarafından kabul gören Reenkarnasyon gibi bir muamma üzerinde birkaç kelam etmem gerekecek. Türkçe anlamı yeniden dirilmek olan bu kavramı herkes kendine göre yorumlamaktadır. Doğrusu nedir desek karşımıza on tane birbirine zıt, farklı bakış açısı çıkar. Bunlardan birine göre reenkarnasyon da ruh’un ulaşmak istediği en yüksek makam ilahlıktır. (Bu tanımı onlardan daha farklı gruplara sorsak yakın olmak, temiz olmak gibi farklı açılara sevimli yönlere çekerler.)

Her dinden kendilerine delil bulurlar.İşte Kuran’ı Kerimde elde ettikleri delil şu ayettir;
“Derler ki: "Rabbimiz! Bizi iki kere öldürdün ve iki kere dirilttin. Artık günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkış için bir yol var mı?" Mü’min / 11

Oysa dikkat edin ayette daha önceki ölümlerini bilen ve günah işlediklerini itiraf eden insanlardan bahsedilmektedir. Oysa;“Reenkarnasyon, yani başka bir deyişle yeniden dünyaya gelme, gizemci ve ruhsal bir olaydır. Ölen birinin ruhunun başka bir vücutta yeniden hayat bulacağı inancı dünyanın en eski ve yaygın inançlarındandır. Bu inanca göre ruh iki kere veya birkaç kere doğar ve önceki hayatını hatırlamaz.” İfadeleri ile bir reenkarnasyon tanımı vardır. Ayet net bir şekilde kendini bilen, hatırlayan ve af isteyen insanlardan bahsederken reenkarnasyonda unutma vardır. Sorumluk yoktur. Af dilemek yoktur. Bağışlama yoktur. Ve İslam da unuttuğunda, hatırlamadığında sorumlu olmazsın. Bu açıdan günah ortadan kalkar. İlgili ayet kesinlikle bir delil teşkil etmemektedir. Bu izahların yanında Reenkarnasyon inancına delil teşkil ettiği sanılan hipnoz ise çok sıkıntılı bir muammadır.

Çünkü insan beden değildir. Her uzvun kendine ait görevleri vardır. Göz görür, dil tatar ve konuşur. Burun koku alır. Burunu konuşturup dil’e koku aldıramazsınız. Kolektif bilinç veya insanlığın ortak hafızası dediğimiz bir havuzdan(Arşı Aladan) varlık sürekli olarak yayın alır. Ve bu yayını değerlendiren “ben” kendini sürekli olarak geliştirir. Merhameti öğrenir, sevgiyi, şefkati ve aşkı.. Ancak dil uzvu ise "ben"in kontrolü dışında bu havuzdan gelen bilgileri görevi icabı değerlendirir.Ve bizler tarafından konuşuluyor olarak OKUnur.

İslam bütün bu hazların kaynağını ve yaratıcısını Allah olarak anlatmıştır. Farklı isimlerle ve manalarla her inanç grubu bu olaya değişik isimler vermişlerdir. İnsan bedeni “ben” için bir gemidir. Bu gemi ile dünyayı deneyimler. Ve Allah muhteşem bir şekilde insan’a yaratılışını ayrıca göstermektedir. İnsan Yaratılmadı kitabımızı okuyanlar anlayacaktır. İşte bazen “Ruh” bazen “Bilinç” dediğimiz bu yapı bilgi, görgü, ahlak, niyet ve inançlar doğrultsun da gelişim gösteri. Pişer kıvama erer. Zaten ihtiyarlık, gençlik gibi konular zamanla alakalı değil yer çekimi ile alakalıdır.

Yerçekiminin baskın gücü karşısında çok direnemeyen bu (beden) gemi:“Ruh” yani “ben” pişince saf dışı kalır. Kendi kurguladığı,bu dünya üzerine Kolektif bilinç dediğimiz havuzdan istifade ederek yazdığı kaderi dünyasında yaşmaya yelken açar. Kimi kendi(?) yarattığı cehennemi, kimi yine kendi (?) yarattığı cenneti bulur.Bu noktadan sonra 5.Boyutta İnsan isimli eseri okuyabilirsiniz.

İşte hipnoz sırasında “ben” bedenin hakimiyetinden uzaklaşır.Uykuda olduğu gibi beden ve uzuvlar kontrol dışı hallere girer. Sadece hipnozda değil çok insan uyku esnasında da genellikle saçma sapan şeylerden bahseder konuşurlar. Ve hatta dünya üzerinde hiç kimsenin bilmediği dillerde bile sayıklarlar. İnanın bazı insanlar vardır ki hiç bilmediği halde uykusunda fıransızca konuşmaktadır. Buna tıp Literatür’ü “Sayıklama” demiştir.

İnsan bedeninde ki her uzuv sadece “ben”in değil işlevi ile ilgili her türlü komuta cevap vermektedir.Yani dilinizi başka birine ameliyat ile nakletseler tat ve konuşma işlevini yerine getirir.Bütün azalarınız için aynı şey geçerlidir.

Bu açıdan siz dil değilsiniz, göz, kaş, et, kemik yani beden değilsiniz. Ve bu içerde ki özel ve hassas muhteşem bir siz bulunmaktadır. Bu siz değişim değil gelişim gösterir. Bunu biraz açarsak; Matematik de 1- den 100- e kadar sayabilen ilkokul 1.sınıf öğrencisi üniversiteye geldiğinde sonsuza kadar sayma kapasitesi elde eder.Değişim 1.sınıfda iken okul değiştirmek gibidir.Gelişim ise üniverseteye ve hatta hayata girmek anlamı taşır. Dünya üzerindeki durum farklı bedenler birinci sınıfa gidenin sürekli okul değiştirmesi gibidir.Ve bu durum İslamın ahiret tanımlamasına aykırıdır.

İşte bedeni komuta eden ve bedenle bu dünyayı deneyimleyen “ben”in gelişimi sonsuza kadar sayacak kapasiteye ulaşmaya yöneliktir.Ve unutmaz.Unuttuğunda gelişim değil değişim olur. Öte yandan Reenkarnasyon’un da haklı olduğu yönler vardır. Bir kuş gübresi toprağa düşer,topraktan buğdaya hayat verir.Buğday ekmek olur.Ekmeği bir fare yer.Fareyi kedi yer.Kediyi kurt yer.Vahşi kurdu aç sırtlanlar parçalar.Sırtlanların gübresi yeniden toprakla buluşur ve otlara hayat verir.Otları inekler yer.İneği insan bedeni yer. Ve insan ölünce bedeni yeniden toprak olur. Bu süreç dünya üzerinde sürekli olarak devam eder.Ve bütün bunlar bedenle ilgili şeylerdir.

Ve siz beden değilsiniz.

 

Adem Korkmaz

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile